TÜM DOMUZ AVCILARININ KATKILARINI BEKLİYORUZ.... www.avkani.tr.gg
   
  Kocaeli Domuz Avcıları ve Atıcıları Gurubu
  Anılarımız
 


                                                   AZILININ SONU

Hava oldukca sıcak.bırkacgundur gece bekı yapıyor ancak artık kasarlanmıs azılıyı goremedıgım ıcın vuramıyordum.aslında hergun gelıyor hatta bızımle dalga gecıyordu.malesef ay ısıgı olmaması ve hayvanın en ufak bır durumdan bıle huylanıp kacması artık benı cıldırtmak uzereydı hayvanın dagdan geldıgı ve tarlaya gırdıgı butun yolları arastırdım ve tahmını olarak yattıgı yerı buldum artık gunduz bır surek ıle kozlarımızı paylasacaktık.sabahın erken bır saatınde kalkıp hazırlandık ve yola dustuk.toplam5 kısıyız ben bır vadının en cok gorus acısı olan kısmında yerımı aldım ve surek basladı.kurnaz domuz kopeklerı pesıne takmıs ancak arada bır onları ekıyor ve sureklı ormanda bır oyana bır buyana donuyordu.aradan 45 dakıka kadar gecmıstı kı uzaktan havlayan kopeklerın aksıne tam karsımda yaklasık 50-60 metre uzagımdakı calılardan ses geldı.domuz yıne kopeklerı ekmıs ve kendını kurtarmak ıcın benım oldugum yere gelmıstı.yaklasmasını bekledım ve uygun bır pozısyonda atısımı yaptım.atıs ısabetlıydı ancak azılı da dırenclı...arkasını dondu ama sendelıyor ve kacamıyordu arkasından bır atıs daha yaptım busefer yuvarlandı.kopekler butun bu seslerı duyup yetısmıslerdı.domuza saldırıyorlar belkı bır parcasını yerız umıdıyle ısırmaya calısıyorlardı.tam o sırada azılı cana geldı ve kopeklerı basından savurdu.tabı bu hareket ıcın vucudunu oyle bır sılkelemısdı kı vadının en dıbıne yuvarlandı.pesınden nasıl kostugumu bır ben bılırım.yetısdıgımde artık canını vermısdı.bana da bu guzel gunu hatırlatacak resım ve dısler kaldı
avınız kanlı olsun
saygılar


                               SON PİŞMANLIK FAYDA ETMEZ

2004 yılının oldukça soğuk bir Şubat günüydü. Hafta başından beri yağan kar tüm doğayı bembeyaz yapmıştı. Karda domuz izi kesmek daha kolay olacağı düşünüldüğünden dolayı hepimiz daha da heyecanlıydık. Arabalar yüklendikten sonra yola koyulduk. Yolda sohbet hep aynıydı, “bugün kesin buluruz”..

İlk durağımız sürencileri alacağımız köydü. Sabahın ilk ışıklarıyla aydınlanan köyde dondurucu bir soğuk vardı. Domuz avına yeni başladığım için, sürencilere bir anlam veremiyordum. Avın keyfini sürmek yerine, şehirli avcılar için sıcacık yataklarından kalkıp, buz gibi havada kan ter içinde kalarak domuz kovalamak.. Gerçekten çok şaşırmıştım. Neydi bu insanları bu denli hırslı yapan?.. Birlikte gittiğimiz avcı abilerimize sordum “nedir bu insan ların çıkarları?” diye.. Acaba bu işi para karşılığı mı yapıyorlardı? Köy kahvesinde çay içip av planı yaparken cevabı çok net bir şekilde aldım, “bu sene çok fazlalaştılar beyim, 5-10 gezerlerdi, şimdilerde 30-40’tan aşağı gezmiyolar bu musubet hayvanlar. Patates, mısır hiç bişey gomadılar, gurban olayım bitirin şunların kökünü Allah aşkına..” Demek ki bu hummalı koşuşturmanın, bu bedelsiz yardımın sebebi domuzların tarlalarına dolayısıyla kendilerine verdiği zarardı. Halbuki birkaç zaman önce bir dergide hayvanların, özellikle domuzların ekosistem üzerindeki rolünü anlatan bir yazı okumuştum. Ve çıkardığım ana fikir, sahip olduğumuz ormanlık ve ağaçlık arazilerin mimarisinde domuzların başrol oynadığıydı. Onlar ağaç köklerini, bitki ve meyve tohumlarını yerler, başka meralarda dışkıları yoluyla benzer ormanlık ve ağaçlık alanların oluşmalarını sağlayıp farkında olmadan erozyona da engel olurlardı. Ayrıca toprağı eşelemek suretiyle havalanmasını sağlar, yeni nesil toprakların daha kuvvetli oluşmasına yardımcı olurlardı. Domuzlar hakkında edindiğim bu çok az teorik bilginin, beni içine düştüğüm kavram kargaşasından kurtaramayacağını anlayıp durumu sorgulamaktan vazgeçtim, “domuz avı için gelinmişti ve öyle de olacaktı..”

Bardaklarımızda kalan son yudum çayları da içtikten sonra sürenci arkadaşları da alıp karla kaplı arazide yola koyulduk. Manzara inanılmazdı, her yer bembeyaz, ve pürüzsüzdü. Avcılığı niye bu kadar çok sevdiğimi bir kez daha anladım, “çünkü ben doğayı seviyordum”..

Dağın sessizliğini bozan tek şey arka arkaya giden iki dizel aracın motor sesiydi. Orman içinde yüzlerce çift gözün bu davetsiz misafirleri sessizce izlediğinin farkındaydım. Kar yol kenarlarında kürtün yapmış, sanki dağa çıkmamızı istemezcesine işimizi zorlaştırıyordu. Köy çıkışından yaklaşık 2 km sonra önümüzdeki araç durdu. Avı organize eden abimizle birlikte bir sürenci arkadaş arabadan indi ve hemen sağımızdaki vadiye bakıp bişeyler konuştular. Vadi oldukça derindi. Yer yer meşelikler, çoğunlukla da çam ağaçları vardı. Öndeki arabadan gelen işaretle bizim araçtaki 2 sürenci arkadaş da arabadan indi. Durum anlaşılmıştı, sürenciler sağımızdaki vadiden girip domuzları kaldıracaklar, biz de domuzların muhtemel geçit yolları üzerinde durup “ya kısmet” diyecektik..

Sürencileri bıraktıktan sonra, virajlı dağ yolunda yaklaşık 2 km daha ilerledik. Zaman gelmişti, artık konuşulmayacak, sigara içilmeyecek, gereksiz gürültü yapılmayacak ve sonsuz bir sabırla beklenecekti. Araçları uygun yerlere park ettikten sonra avcıbaşının gösterdiği düzende araziye dağıldık. Her birimizin arası yaklaşık 100 m idi. Yarımay şeklinde dizilmiş ve domuzların geçmesi muhtemel tüm yolamak ve vadileri tutmuştuk. O gün için grupta yivli silahı olmayan tek avcı ben olduğum için benim yerim biraz daha özenle seçilmişti, geçiş hattına daha yakın ve daha meşelik bir yer.

Avcıbaşının, telsizden yaptığı “süren başlasın” anonsuyla beraber, sürencilerin ardı ardına patlayan çifteleri bir anda sessizliği bozdu. İşte av başlamıştı. Acaba nerden gelecekti? Acaba bana tüfek atma şansı verecekmiydi? Silahımı doldurup emniyetini açtım. Havanın soğukluğu nefes alırken sanki ciğerlerimi yakıyordu. Belirli belirsiz ortaya çıkmaya çalışan güneş sadece kendini ısıtıyordu. Zaman zaman eriyerek ağaçların üzerinden düşen karların çıkardığı ses beni ürkütse de tüm dikkatim sürencilerden gelecek anonsdaydı.

Derken beklenen anons geldi, “sıkı durun abeyler bir azılı galhtı önümden, anam avradım olsun 200 kilo çeker, ha variyoo, ha variyooooooo..” Kalbim sanki yerinden çıkacaktı. Ağzım kurudu yutkunamadım. Acaba kimin üstüne çıkacaktı?.. Ansızın gelen anonsla kalbim duracak gibi oldu, “alt darafta kim var abey, arabaların altında?” Sürenci benim olduğum yeri tarif ediyordu. “Sakin ol” dedim kendi kendime, “O 200 kiloluk bir azılıysa sende avcısın, hodri meydan!” Tam bunları düşünürken azılının yaklaşık 100 m altımdan bana doğru geldiğini gördüm. Sırt yelesini kaldırmış, karnının altındaki tüyler neredeyse yere değecek, kuyruğu dikilmiş ve ip çekmişcesine üzerime doğru geliyor. “bu dağların efendisi benim” der gibi kendinden emin ve mağrur bir şekilde ilerliyordu. Yatağından kalkmasının nedeni bence kesinlikle “korku” değil sadece “gürültüden rahatsız olması”ydı. Böyle bir hayvanın herhangi bir şeyden korkması mümkün değildi. Bütün bunları düşünürken biraz dikkatsiz davranarak gürültü yapmış olacağım ki ansızın durdu. Kısa bir süre etrafı dinledi ve yön değiştirdi. “Acaba atsam mı?” diye düşünmeme fırsat kalmadan patlayan yivlinin ardından ormanı azılının böğürmesi kapladı.

Av bitmişti. Sürenciler ve avcılar görevlerini yapmış, “köylülerin başlarının belası musubet” ortadan kaldırılmıştı. Telsizden gelen anonslarla azılının vurulduğu kesinleşmişti. Hayvanı ben vurmamış sadece görmüştüm. Buna rağmen çok mutluydum. Sonuçta oldukça heybetli bir azılı vurulmuş ve av amacına ulaşmıştı. Tam yerimden kalkıp bu muhteşem yaratığa yakından bakmaya gidecekken, gelen anonsla olduğum yerde kaldım, “kıpraşmayın abeyler, 7-8 dane önümde, sıkı durun, variyooooooo..”

“Bu da nerden çıktı şimdi?.. Az önce zaten bir azılı vuruldu, bu sürüye tüfek atmanın ne gereği var? Hepsini vurmak zorunda mıyız? Bunları da vurursak, haftaya, ondan sonraki haftaya ne vurucaz? Önümüzdeki yıl ya da daha sonraki yıllar bizim çocuklarımız ne vuracak?..” Bir yandan bunları düşünürken bir yandan da görüş alanım içine giren sürüyü seyrediyordum. En önde dişi olduğunu tahmin ettiğim bir ana, ardında da 5 tane potuk vardı. Potuklar, ard ardına patlayan yivlilerden çok korkmuş olacaklar ki annelerinin dibinden ayrılmıyorlardı. Anne tam bir çaresizlik içinde bir o yana bir bu yana koşuyor, potuklarını o cehennemin içinden kurtarmanın bir yolunu arıyordu. Son patlayan silah anne ile potuklarını sonsuza dek ayırdı. Göğüs hizasından aldığı mermiyle yaklaşık 20 metre aşağı yuvarlanan ana son gücüyle doğrulmaya çalıştı ama başaramadı.

İnsanlığımdan nefret ettiğim an “o” andı. Potuklar, aldığı yaranın etkisiyle son nefesini vermek üzere olan annelerine yaklaştılar. Anne, sol yanına devrilmişti. Annenin yerde hiçbirşey olmamışcasına yatıyor olması potukları sakinleştirmiş olacak ki, potuklar analarını emermişcesine karın hizasına sokuldular. Gördüğüm manzara karşısında kanım dondu, konuşamadım, yutkunamadım. Buna ben sebep olmamıştım belki ama, olmasını önleyecek bir şey de yapmamıştım.

Sürenciler geldi, termostaki çaylar ve sigaralar içildi. Benim dışımda herkes çok keyifliydi. Dönüş yoluna çıktığımızda hala o “son” anı yaşıyordum.



                                  İLK DOMUZUM

Milad 2002 ekimin ikinci haftası hiç unutamayacağım biran benim için. Sohbet için uğradığımı ustamın işyerine ani bir kararla ava yollandık.
Hayatım ilk defa bir av için İstanbul dışına çıkışımdı. Aynı zamanda anlatmaya değer bir yolculuk. Renault 9 araç bagajda 2 encek 1 usta kopay ve aracın içinde 3 avcı (birinin kendi tüfeği bile yanında değil) birde delibaş bir kopay daha tomi. Tomi her zaman ki gibi deliydi önder abi uyuyana kadar zaptolmuştu ne zaman ki ustam uyudu bizim tomi azıttı vites değiştiren şoförümüz deniz’e hırlamalar kafasının onun kafasına koymak arabada kucağına yatmak isteyişi deniz’ i çıldırtmıştı. Ama bu yorucu yolculuğun tuzu ise bir benzinlikte gecenin üçünde çay yada kahve içmek için yer sorduğumuzda aldığımız cevap olmuştu. Adeta dumur olmuştum. Adam bize ana yoldan 10 km uzakta bir yeri tarif etmiş ve bizi şaşırtmıştı. Arabada üç avcı vardı fakat biri ki o benim ne tüfeğim nede düzgün av eşyalarım vardı. Sadece 5 remington tek kurşun 1 kamuflaj ve yanımda domuza olan anlatılamaz deli karşılıksız anlatılamaz tutkum. Aslında yanımda olan tek varlık o tutkuydu demem doğrudur.
Gün ağarmasıyla varmıştık, av yapacağımız köye benim çok yabancı bir yardi burası oysa senelerce Trakya meralarında avlanmış en seyrek ormanı bile buradaki bu ormanlardan çok fazla sık idi. Köyde Recep ağabeyi bulamayınca soluğu yaylada yanında aldık. Sabah yaptığımız kahvaltının ardından encekleri araban indirip yayla evinde bırakıp, diğer köpekleri alıp yola koyulduk lisko ve tomi arabada diğer köpekler arabanın arkasında av yerine doğru ilerlemeye başladık. Postayı yapacağımız yere gelince ustam önder ağabey anlatmaya başladı şurada iki şurada bir domuz vurdum şuralar geçit diyerek anılarını anlatmaya. Birden arabanın arakasından gelen köpeklerden bir cayırtı geldi ve domuzun izine yattılar. Ardından hatırladığım tek şey ustamın kendi otomatiğini ve fişekliğini bana verip koş şu tepeyi tut dediğiydi.
Koştum zamanında tepeye vardım ama sorun çok büyük, hayatımda elime ilk alışımdı otomatik tüfeği. İlk fişeği kazara ağzına verdim yine kazara yatağa da fişekleri sürdüm ve korkarak beklemeye başladım. Oysa önder ağabey daha önce otomatik tüfek kullandım diye vermişti. Bekledim ama hep ikinci eli atamayacağım korkusuyla. O postada denize 1 tilki çıktı ve vurdu bir de içerde sürekçilere sürü denk gelmiş bir tane vurmuşlardı. Avdan sonra öğrendim ki tüfeği doğru şekilde doldurmuş ve buralarda domuz olduğuna kanaat getirmiştim.
Cumartesi gününü bir posta ile geçirdik. Gece Deniz ile Recep ağabeyin evinin önünde uyku tulumu olmadan çadırda titreyerek yattığım o geceden sonra kaskatı olmuş bir beden haliyle uyandım. Bütün gece köpekler sayısız defa çadırın üstünden geçmiş bizi rahatsız etmişlerdi. Ertesi sabah yaptığımız bol mantarlı kahvaltıdan sonra istikamet yine aynı mera idi. Dün kaldırdığımız domuzları orada olmalıydı. Bu sefer önceki günkü hataya düşmeyip köpekleri bağda götürdük. Posta tutulacak yere geldiğimizde arabadan ilk inen ben oldum çamlık alan içinde dar bir yol. Orman içinde görüşü olmayan sadece yolda ava atılabilecek yer. Ustam beni indirirken “birkaç sene evvel ben burada 8 domuz vurdum bakalım sen kaç vuracaksın” demişti ve elli metrelik alanda müsait yere durmamı istedi ve gittiler.
Kısa bir keşiften sonra yerimi alıp yüzümü cumartesi domuzların kalktığı çatağa döndüm. Cumartesi postada ustamı görüyordum ama şimdi aramızda en az 500 metre vardı. Postanın en iyi geçidinde sadece orman, sesler, düşüncelerim ve ben vardım. Posta, avcının sınandığı ,kendisiyle yalnız bırakıldığı o doyumsuz av süreci başlamıştı artık. Yalnızlığım fazla uzun sürmedi, hatta çok kısa sürdü diğerlerinden ayrıldıktan yarım saat sonra uzaklardan köpek sesleri gelmeye başlamıştı. Ses sanki sırtımı verdiğim taraftan geliyordu. Köpekler iyice doldurmuş ava çok sıkı yükleniyorlardı ve verdikleri seslerden önlerindeki avın domuz olduğu kesinleşmişti. hayatımda ilk defa böyle bir korkuya kapılmış seldeki ağaç gibi akıyordum. Domuzdan korkmuyordum ama domuz karşıma çıktığında ya korkar ya tüfek atamazsam ne yapar bana güvenip postanın en iyi yerine bırakan ustama ne derdim bunca yolu domuza silah atmak için gelmemiş miydim? Posta başlayana kadar aklıma gelmeyen bu düşünce içten içe beni yiyordu ya atamazsam ben ne derim? Bir yandan bu düşünceyle çarpışırken köpekler doldurmuş benim olduğum yere doğru geliyorlardı.
Artık köpeklerle aramızdaki mesafe kısalmış 500-600 metre kalmıştı ki köpeklerin tam arkamdan geldiklerinden emindim. ama çok geçti sırtımı verdiğim yerden av çıkacaktı. Domuzun köpeklerin ne kadar önünde olduğu belli değildi, belki 10metre belki 200 metre artık pozisyon değiştirme şansım kalmamıştı.ormanı yıkarcasına gelen köpekler sanki boğulurcasına kovmaya başlamışlardı, domuz köpeklerden uzak değildi.
Köpekler yaklaşık 35 metre arkamda ve solumda ses vermeye başlayınca domuzun çıkış yerinden emindim ve tüfeği o yöne yöneltim az önce düşündüklerim aklımdan gitmiş ustamın en son söylediği aklımda kalmıştı.” Dişi domuz yola çıkarsa bakla arkasından sürüde çıksın hepsine atarsın sürü geri dönmez , ağar azılı ise gördüğün gibi bas tetiğe”. Ben sol dizime sol kolumu dayayıp destekli nişan aldım ve arpacığın ucunda bir azılı belirdi.en fazla 5 metre önümde arpacıktaydı ve tetiğe dokunmak için tam zamanıydı.
Tetik kestiğimde domuzun koltuğundan oluşan o kırmızı leke isabetli ari atışın emaresiydi. Ama birden domuz kafasını bana dönmüş tü “eyvah domuz saldıracak” fikriyle ateş etmeye başladım. Ben attıkça domuz dönüyor o döndükçe ben atıyordum. Domuz bir metrelik bir dairede iki tur döndükten sonra ormana girerken yıkıldı. Bu arada ben domuza atarken domuzdan 15 metre kadar öteden bir şey daha geçmişti. Ben tüfeği doldururken arabanın sesi gelmeye başladı.
Ustam yanıma geldiğinde domuzun başına gidiyordum. Domuzun yanına geldiğinde ilk sorusu hani nerede domuzlar demişti. İşte burada deyince şaşırdı. Asıl şaşkınlığı is abi azılıyı vurdum deyince oldu. Domuz dişiydi ve o ana kadar dikkatli bakamamıştım yakından inceleyince anlamıştım .ilk domuzumdu. Oysa o silahın sesinden sürünün içinden seçerek attığımı zannetmiş.
Ustam mutluğumu paylaşmak için yerini bırakıp yanıma gelmişti. Yerini bıraktığında 3bdomuz da onun olduğu yerden geçmiş deniz görmüş ama nafile. Daha sonra benim yakınlarımda postaya durdu orada da uzakta olsa önünden 3 domuz geçmiş ama vurulmamıştı. İlk ciddi avımda güzel bir dişi vurdum.








Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
E-mail adresiniz:
Mesajın:

 
  Bugün 6 ziyaretçi (66 klik) kişi burdaydı! www.avkani.tr.gg  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
SİTEMİZİN GELİŞMESİ İÇİN TÜM AVCI DOSTLARIN TAVSİYELERİNİ BEKLERİZ..... www.avkani.tr.gg